JAWS: BİR CANAVAR DOĞUYOR

Yazar: Ece Dilan BAKIR

Haziran 1975’te gösterime giren Jaws filmiyle hem sinemacılar hem de seyirci yeni bir şeyin geldiğini biliyorlardı. O zamana kadar ahlaki değerlere atıf yapan ve Avrupa sinemasının temalarına esir filmler üreten Amerikan sineması başka bir yol bulmuştu. Peter Benchley’in çok satan kitabından uyarlanan Jaws, 38 günde 25 milyon bilet sattı, iddialı başladı ve devasa boyutlara ulaştı. Sinema tarihinde bir dönüm noktası oldu ve gişe rekorlarını altüst etti. Jaws ile beraber yapımcılar seyircinin hayal dünyasına hitap eden, aksiyonu bol ve gişe odaklı filmlere yöneldi. Hollywood için bu yeni tür sonraki yıllarda saplantı haline geldi ve Star Wars, Indiana Jones, Geleceğe Dönüş gibi filmlere ilham kaynağı oldu.

JAWS veya Bir Neslin Travması

 Jaws filminde kullanılan köpekbalığı, büyük olasılıkla belli bir yaş aralığındaki dönemin seyircisine büyük korku saldı ve belki de derin izler bıraktı. Peki nasıl oldu da bir film bu kadar sahici yapıldı? Filmimizde kullanılan büyük beyaz köpekbalığı çağımızda en fazla 7 metreye ulaşabilir. Nitekim kullanılan maketin boyutları da buna uygun olarak yaklaşık 7 metre yapıldığından gerçekçiliğini arttıran bir unsur olarak karşımıza çıkar. Ancak maket ne kadar kusursuz olursa olsun bir filmi gerçekçi yapan en temel unsur filmin montajıdır. Seyirciye mümkün olduğunca “gerçekmiş” duygusu vermenin en risksiz yolu ise, eğer yaratığınızı bilgisayar ile sunmuyorsanız, çekilen kareleri olabilecek en manipülatif şekilde arka arkaya koymaktır. Zira gerçeğe en yakın çekimleri art arda gören seyirci filmin atmosferine girmişse, kalanını sorgulamadan izlediği şeyin keyfini çıkarır. Spielberg, Jaws’ta yaptıkları çekimler için şu cümleleri kullanmıştır:

“Köpekbalığının gerçek görünmesi amacıyla tekne üzerinde sadece bir çekim için iki günümü harcamıştım. Fakat acı olan, çektiğim 38 kare içinde yalnızca 36 tanesinde köpekbalığı gerçek gibi görünüyordu. İşte bu iki kare gerçekten korkunç bir köpekbalığı ile yüzen bir pislik arasındaki farktı.”

Spielberg’ün Parlama Zamanı

1975 yılında gösterime girdikten sonra en çok hasılat yapan film olarak kendi yılında tarihe geçen Jaws, Spielberg’in bu unvana sahip 6 filminden birisidir.

Spielberg’ün sinema dili açısından bu film farklı açılardan ele alınabilir. Öncelikle filmin açılış sekansında köpekbalığının denize giren bir kadını kurban ettiğini görürüz. Jaws bu konuda, kendisinden sonra gelen ve hayvanların saçtığı dehşeti merkeze alan filmlere bir referans olmuş gibi görünüyor olsa da ilerleyen süreçte bu çizginin dışına çıkar. Zira filmde olayın patlak vermesiyle, diğer bir deyişle filmin bir köpekbalığı ve onun terörü olduğunun anlaşılmasıyla beraber artık kurbanların herhangi birisi; kadın, erkek, çocuk olabileceği gösterilir. Bununla beraber hikaye temelde oldukça basittir. Bir köpekbalığının bir kasabaya dadanması ve avlanma macerası. Spielberg büyük efektler ve doyurucu kareler ile belki de sinemanın salt kompleks hikayeler etrafında dönmesi gerekmediğini göstermiş oldu.

 Bir diğer önemli nokta ise filmde izlediğimiz karakterlerin Spielberg sineması için bize ipuçları vermesidir. Aksiyondan uzak bir hayatın ortasından kendisini aksiyonun merkezinde bulan insanlar, temiz yürekli ve zeki çocuklar, prensiplerinden ödün vermeyen, lider başroller… Spielberg sakinliğin hüküm sürdüğü topraklardan kanlı kaos çıkarmak konusunda döneminin tartışmasız en büyük yönetmenlerinden birisi. Yalnızca becerikli bir gösteri adamı değil kameralara hakim bir yönetmen olacağının sinyallerini bu filmle vermiş oldu.

Korkuyu Yakalayan Mükemmel Notalar

Sinema tarihindeki bazı film müzikleri filmin kendisi kadar üne kavuşmuştur. Godfather, Braveheart, Titanic buna güzel örneklerdir. Jaws filminin akıllara kazınan melodisi her ne kadar bu kervana katılmış da olsa aslında tıpkı sinemada yaptığı radikal değişiklikler gibi müzik dünyasında da garip denebilecek bir beste olarak görülür. Zira Jaws’ın film müziği son derece basittir. Hatta o denli basittir ki akla gelmeyecek bir yöntemdir. Spielberg filmin bestecisinden müziği ilk duyduğunda “Bana parmaklarıyla iki tuşa basarak ‘dın dın, dın dın, dın dın’ diye ilerleyen bir şey çaldı. İlk duyduğumda gülmeye başladım. Çok iyi bir mizah anlayışı vardı ve bana şaka yaptığını düşündüm” demiştir. Şu anda bile herhangi bir başka görsel malzemenin üzerine konduğunda izleyiciyi geren bu beste filmimizde de felaketin habercisi olarak kabul edildi. Tıpkı panik duygusu artan kalp atışları gibi. Müziğimiz, denizin altında avına yaklaşan köpekbalığının birazdan ekranda gördüğümüz her şeyi değiştireceğini ve şok dalgasına hazırlanmamız gerektiği konusunda bizi uyarıyordu. Bu minimalist film müziği, kalıcılık için orkestral coşkunluklara gerek olmadığını da ortaya koydu.

Röntgencilik Tekniği

Sinemada kullanılan “Röntgencilik Tekniği” gerilimi arttırmak için kullanılan bir hiledir. Genelde kötü niyetli bir karakterin diğerlerini izlediğini seyirciye göstermek için kullanılır. Elbette aksi bir durum da mümkündür. İyi karakter de kötüleri izleyebilir. Birçok korku filminde bu çekime rastlayabilirsiniz. Jaws filminde ise köpekbalığının denizin altından kurbanlarına yaklaşmakta olduğunu bu teknik sayesinde görürüz. Bu görüntü hem seyircideki adrenalini arttırır hem de insanların durumdan habersizliğini anlatmak konusunda oldukça başarılı bir yoldur. Zira röntgenci tekniğinde asıl unsurlardan birisi de izlenilenin izlendiğinin farkında olmamasıdır. Rear Window filmi bu tekniği görebilmek için çok iyi bir örnektir.

Başka Ne İzlemeli?

Close Encounters of the Third Kind – 1977

Godzilla – 1954

Jaws 2 – 1978

Blue Velvet – 1986

Alien – 1979

Kaynakça

İlginizi çekebilecekler

İnternet sitemizden en verimli şekilde faydalanabilmeniz için "ÇEREZ" kullanıyoruz. Toplanan verilerle ilgili düzenlemelere internet sitemizde yer alan Gizlilik Politikasından ulaşabilirsiniz. Kabul et. Detaylar