“Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir.”
— Friedrich Nietzsche
Giriş
Tarih, çoğu zaman büyük savaşların, imparatorlukların ve devrimlerin tarihi olarak okunur. Oysa insanlık tarihinin asıl sürekliliği, iktidarların değişmesinde değil, insanın aynı sorularla yaşamaya devam etmesinde saklıdır. İnsan neden özgür olmak ister? Neden bazı insanlar baskı karşısında direnirken bazıları boyun eğer? Daha da önemlisi, dışarıdan hiçbir baskı kalmadığında bile insan neden kendisini eksik, yorgun ve anlamsız hisseder? Bu sorulara verilecek cevaplar, yalnızca siyaset tarihini değil, insanın varoluşunu da ilgilendirir.
Spartaküs ile Sisifos tam da bu nedenle aynı metinde buluşabilir. İlk bakışta biri tarihsel, diğeri mitolojik iki figürdür. Biri Roma İmparatorluğu’na karşı isyan eden bir gladyatör, diğeri tanrıların sonsuz cezaya mahkûm ettiği efsanevi bir kraldır. Fakat bu farklılık, onların ortak bir hakikati temsil etmelerine engel değildir. Spartaküs, insanın dışarıdan kuşatılan özgürlüğünü; Sisifos ise içeriden aşınan anlamını temsil eder. İnsan hayatı da çoğu zaman bu iki sınav arasında geçer. Kimi zaman bizi sınırlayan düzenlerle mücadele ederiz, kimi zaman ise hiçbir görünür engel olmamasına rağmen yaşamaya devam etmenin gerekçesini ararız.
Spartaküs ve Özgürlüğün Ahlâkı
Spartaküs’ün isyanını yalnızca kölelerin başarısız bir ayaklanması olarak okumak, onun tarihsel önemini küçültmek olur. Roma’nın askerî gücü karşısında başarı şansı zaten sınırlıydı. Spartaküs’ü önemli kılan şey, sonucun ne olacağını bilmesine rağmen insan onurundan vazgeçmemesidir. Çünkü kölelik yalnızca bileklere vurulan zincirlerden ibaret değildir; insanın kendisini efendisinin gözünden görmeye başlamasıdır. Bir insan, kendi değeri konusunda ikna edildiği gün zincirler görünmez hâle gelir.
Nietzsche’nin güç anlayışı tam da burada anlam kazanır. Onun için güçlü insan, başkalarına hükmeden kişi değil, kendi iradesini koruyabilen kişidir. Bu nedenle “Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir.” sözü, acıyı kutsayan romantik bir ifade değildir. Asıl mesele, yaşanan kırılmaların insanın karakterini belirlemesine izin vermemektir. Spartaküs’ün Roma’yı yıkamaması tarihsel bir sonuçtur; Roma’nın istediği insana dönüşmemesi ise ahlâkî bir zaferdir.
Sisifos ve Anlamın Direnci
Sisifos’un hikâyesi ise özgürlükten çok anlam üzerine düşünmeye zorlar. Tanrıların ona verdiği ceza, ilk bakışta fiziksel bir işkence gibi görünür. Ancak asıl ceza kayanın ağırlığı değildir. Asıl ceza, aynı emeğin sonsuza kadar tekrarlanacak olmasıdır. Bu nedenle Sisifos, yalnızca mitolojik bir karakter değil, tekrar eden hayatın sembolüdür.
Albert Camus’nün Sisifos yorumu bu miti modern dünyanın merkezine yerleştirir. Camus’ye göre insanın trajedisi, evrenin sessizliği ile insanın anlam arayışı arasındaki çatışmadır. Dünya bize neden yaşadığımızı söylemez; buna rağmen biz çalışır, sever, üretir, kaybeder ve yeniden başlarız. “Sisifos’u mutlu olarak tasavvur etmek gerekir.” cümlesi de tam burada anlam kazanır. Camus, Sisifos’un kayayı sevdiğini söylemez; kayaya rağmen kendi iradesini koruyabildiğini söyler. İnsanın gerçek özgürlüğü bazen koşulları değiştirebilmesinde değil, o koşulların kendisini değiştirmesine izin vermemesindedir.
Modern İnsanın Görünmez Zincirleri
Spartaküs’ün yaşadığı dünyanın zincirleri demirdendi. Kimin efendi, kimin köle olduğu açıktı. Bugünün dünyasında ise durum daha karmaşıktır. Modern insan çoğu zaman kendisini özgür zanneder; istediği şehirde yaşayabilir, istediği mesleği seçebilir, istediği fikri dile getirebilir. Fakat bütün bunlara rağmen hayatından memnun olmayan milyonlarca insan vardır. Bunun nedeni özgürlüğün ortadan kalkması değil, özgürlüğün görünmez biçimlerde sınırlandırılmasıdır.
Bugün insanlar çoğu zaman başkalarının beklentilerine göre yaşamaktadır. Kariyer basamaklarını kendi istekleri için değil, toplumun başarı tanımına uyabilmek için tırmanırlar. Sosyal medyada beğenilmek, iş hayatında sürekli daha üretken görünmek, ekonomik olarak sürekli büyümek ve her koşulda mutlu görünmek modern çağın yazısız kurallarına dönüşmüştür. Kimse bu kuralları zorla dayatmaz; fakat neredeyse herkes onlara uymak zorunda hisseder. Modern insanın zincirleri tam da bu yüzden görünmezdir. Görünmeyen zincirler ise çoğu zaman en sağlam olanlardır.
Modern İnsanın Kayası
Fakat çağımızın sorunu yalnızca zincirler değildir. Zincirlerini kırmayı başaran insanlar bile omuzlarındaki kayadan kurtulamaz. Daha iyi bir işe geçilir, daha yüksek maaş alınır, daha konforlu bir hayat kurulur; buna rağmen tükenmişlik hissi ortadan kalkmaz. Çünkü sorun yalnızca dış koşullarda değildir. İnsan, yaptığı şey ile neden yaptığı şey arasındaki bağı kaybetmeye başladığında Sisifos’un hikâyesi yeniden başlar.
Sabah aynı saatte uyanmak, aynı toplantılara girmek, aynı hedefleri kovalamak ve her yıl yeniden belirlenen performans ölçütleri arasında yaşamak, modern insanın kayasına dönüşmüştür. Burada sorun çalışmak değildir. Sorun, çalışmanın hayatın tamamını açıklayan tek ölçü hâline gelmesidir. İnsan üretmeye başladığında değil, yalnızca üretimi kadar değerli olduğuna inanmaya başladığında yorulur.
Belki de bu yüzden modern insanın en büyük trajedisi özgürlüğünü kaybetmesi değildir. Daha tehlikeli olan, anlamını yavaş yavaş kaybetmesidir. Çünkü anlamını kaybeden insan, zincirlerini sorgulamaz; onları hayatın doğal düzeni zanneder.
Sonuç
Spartaküs ile Sisifos’u aynı metinde buluşturmak, tarih ile mitolojiyi karşılaştırma çabası değildir. Asıl amaç, insanın iki farklı direniş biçimini anlamaktır. Spartaküs, insanın dış dünyadaki baskılar karşısında onurunu koruma mücadelesini temsil eder. Sisifos ise hayatın tekrarları, belirsizlikleri ve anlamsızlık ihtimali karşısında iradesini koruma çabasını simgeler. Biri olmadan diğeri eksik kalır. Özgürlüğünü kaybeden insan anlamını koruyamaz; anlamını kaybeden insan da özgürlüğü için mücadele edecek gücü bulamaz.
Bugün Roma’nın lejyonları yok, Olimpos’un tanrıları da yok. Fakat onların temsil ettiği sorunlar hâlâ bizimle yaşıyor. İnsan hâlâ başkalarının çizdiği hayatı kendi tercihi sanabiliyor; hâlâ neden yaşadığını unutacak kadar yoğun çalışabiliyor; hâlâ başarıyı mutlulukla karıştırabiliyor. Belki de bu yüzden Spartaküs ve Sisifos geçmişe ait iki isim değil, bugünün insanını anlamak için hâlâ ihtiyaç duyduğumuz iki aynadır. Biri bize hangi zincirleri kırmamız gerektiğini gösterir, diğeri ise hangi kayaları taşımaya değer olduğunu hatırlatır. İnsan olmanın asıl sorumluluğu da burada başlar: Hayatın bize yüklediği her şeyi taşımak değil, hangi yükün gerçekten bize ait olduğuna karar verebilmek.
