DÜNYANIN ÇUKURU: AFGANİSTAN SİYASİ TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ

Yazar: İbrahim ÖZBAŞI

Çukur, girenin battığı bir çukur. Afganistan, geçmişten bugüne dünya için öyle bir çukur olmuştur ki nice süper güçler küçümseyerek girdikleri bu ülkeden çıkmak zorunda kalmıştır. Afganistan, tarihten bugüne girilmesi kolay fakat çıkılması oldukça güç bir ülke olmuştur. Özellikle karmaşık siyasi yapısı, içinde barındırdığı sosyolojik şartlar Afganistan’a hâkim olmayı oldukça güç bir hale getirmiştir. Bunun yanında coğrafi şartlar da cabası. Günümüzde de Taliban’ın elinde olan bu girift ülkenin yakın tarihinde neler olmuş? Hangi şartlar ülkeyi bugüne taşımış? Gelin birlikte irdeleyelim.

Bağımsızlık ve Kuruluş

[Afganistan Kralı Emanullah Han ile
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk]

Afganistan’ın da bulunduğu coğrafyada hakim güç 1839 yıllarında Birleşik Krallık’tı. 1838 yılında Afganistan topraklarına kolay bir şekilde giren İngiliz birlikleri girişte olduğu gibi bir zorlukla karşılaşmayacaklarını düşünmüşlerdi. Fakat yerel milisler tarafından direnişle karşılaştılar. İki taraf arasında çatışmalar iyice büyümüş ve en sonunda Afgan kuvvetler İngiliz kuvvetlerini geri püskürtmeyi başardı. 1842 yılında İngiliz birlikler buradan çıkmaya başladılar. İngiltere açısından bu yenilgi oldukça aşağılayıcı bir yenilgi oldu. Bunun sebebi dünyanın dört bir yanına hükmeden büyük İngiltere, basit düzensiz bir Afgan direnişçi grubuna yenilmiş olmasından kaynaklanıyor. İngiliz sömürgeleri açısından da bu oldukça önemlidir zira İngiltere’nin de yenilebileceği görülmüştür. Bu durum bölgede çeşitli bağımsızlık hareketlerinin doğmasına zemin hazırladı. Birinci savaştan sonra İngilizlerle iki savaş daha yaşanacaktı. Fakat üçüncü ve son savaş Bağımsız Afganistan’ı artık ilan edecekti.  1919 yılında Emanullah Han başa geçmiş ve İngiltere’ye Afganistan’ın tanınması için adımlar attı. Bağımsızlıkları tanınana kadar mücadeleye devam eden Emanullah Han; 19 Ağustos 1919 tarihinde İngiltere’nin bu ülkenin bağımsızlığını tanıması ile Afganistan Devleti’ni ilan etmiştir.

Ülkenin İç Dengeleri

Ülke krallıkla yönetilmiş olsa da bu kralı seçen bir meclis vardı. Bu meclisin adı Loye Jirga idi. Bu meclisin önemi ülkeyi kendi aralarında gayri resmi olarak paylaşan aşiretlere yönetimde söz hakkı tanımaktır. Bu bir seçenek değil bir mecburiyet olmuştur. Bunun sebebi ise ülkede aşiretlerin ciddi bir gücü elinde bulundurmasıydı. Yani aşiretlere rağmen bir lider bu ülkeyi yönetemezdi. Bir dönem ülkedeki tek karar erki aşiretler haline gelmişti. Aşiretler ülkenin ayrılmaz ve hayatî bir parçası olarak etkili olmuştu fakat her istikrarsız ülkenin siyasetinde olan bir aktör daha vardı o da orduydu.

[Loye Jirga’dan bir toplantı anı görüntüsü]

Ordunun siyasetteki ağırlığının kanıtı 1973 yılındaki Hür Subaylar darbesi olacaktır. Askeri Cunta, tıpkı Emanullah Han’ın yaptığı gibi reform hareketleri başlatmak istemişti. Merkezi yönetimi kuvvetli, modern bir Afganistan hedefi vardı. Hür subayların darbe yaptığı kişi olan Zahir Şah yalnızca Kabil’de etkili olan bir isimdi. Bundan dolayı ülke çapında bir yönetime el koyma durumu doğmamıştır. Aşiret liderleri devletin imkanlarından yararlanmak istemiş fakat devlete karşı sorumluluklarından kaçınmış; yetkilerini merkezi yönetime devretmemişti. Aşiretlerin bu tavrına karşılık Hür Subaylar bu aşiretlerle mücadeleye girişmiş ve çatışmalar gittikçe şiddetlenmişti. Aşiretlerin gücünün de göstergesi olarak, profesyonel bir ordudan meydana gelen Hür Subaylar aşiretlere yenilmiştir. Ordu güçlendirilmeye çalışılsa da aşiretlere karşı yetersiz olmuştur. Aşiretlere karşı SSCB’den yardım istenmiştir.

SSCB Yardımı veya İşgali

Askeri cuntanın 1979’da SSCB’den aşiretlere karşı yardım istemesinin ardından SSCB silahlı kuvvetler göndermişti. Bu askeri kuvvetler öyle boyutlara ulaştı ki artık bu hamlenin bir yardım değil; resmen bir işgal olduğu anlaşılmıştı. SSCB birliklerinin yardım talebinde bulunan cunta liderini öldürmesinin ardından Afganistan yönetimi tamamen Moskova kontrolüne geçmiştir.

[Yardıma/işgale gelen SSCB birlikleri]

Moskova’nın sosyalist bir Afganistan kurma hamlesi bölgenin fitilini ateşlemiştir. Afganistan sosyolojisine tamamen aykırı olan bu hamleyle büyük bir infial oluşmuştur. Bu infialin sebebi bölge halkının yeni kurulacak ülkenin kafir(!) olacağına inanmasındandır. Özellikle kafirle savaşmak anlamına gelen ‘Cihat’ kavramı da bölge halkını ve gençlerini hareketlendirmiş ve heyecanlandırmıştı. Cihat için harekete geçen bu topluluklara ‘Mücahit’ denilecekti. Mücahitlerin önemi Afganistan’daki istikrarsızlığa ve bölünmüşlüğe rağmen; ilk kez aşiretler üstü bir yapılanma olmasıdır. Mücahitler ayrıca SSCB’nin rakibi olan ABD tarafından bir maşa olarak da kullanılacaktı. Bunun için bölge ülkelerinden olan Pakistan da bir üs haline getirilecekti.

Mücahitlerin Zaferi

Mücahitler başta ABD olmak üzere Pakistan ve Suudi Arabistan’dan desteklenmiştir. Pakistan eğitim kampları için topraklarını açarak yardım ederken, ABD maddi açıdan ve mühimmat konusunda destek vermiştir. Suudi Arabistan’ın buradaki yeri ise ABD’nin desteği ile mücahitlere verdiği dini eğitimlerle olmuştur. Bu dini eğitimlerin amacı ulusal veya aşiret bilinciyle değil dini bir bilinç ve kimlikle kafir(!) SSCB ile savaşılmasıydı. Bu durum hem mücahitleri kutsal olarak gördükleri bir mücadele için cesaretlendirecek hem de ABD rakibi olan SSCB’yi zor durumda bırakacaktı. Mücahitler çeşitli şekillerde mücadele vermişlerdir. Özellikle SSCB’nin o dönemde ekonomik ve siyasi sıkıntılar yaşaması ve mücahitlerin cephelerdeki başarıları SSCB’yi geri çekilmek zorunda bırakmıştı. 1989 yılında son SSCB birliğinin de çekilmesi ile zafer mücahitlerin olmuştu. Mücahitleri yönlendiren komutanlar arası tüm ülke paylaşılmıştı. Kabil hariç. Kabil’de 1992’ye kadar bir SSCB birliği kalacaktı. Mücahitlerin ülkenin tamamını ele geçirmesi ile sıra aşiretlerin icabına bakmaya gelmişti. Aşiretlerle mücadeleye girişilmiş ve hiçbir taviz verilmemişti. Daha önce karar erki olan aşiretlerin gücü ellerinden alınmış tek yönetim ve karar erki mücahitler olmuştu. Mücahitler denilen yapılanma homojen değildi. Birçok komutan ihtiva etmekteydi. Bu komutanlar arası güç mücadeleleri yaşanmıştı. Bu çatışmalar neticesinde ülke tekrar bir karmaşaya teslim olmuştu.

[SSCB’ye karşı mücadele eden Mücahitler]

Karmaşanın Taliban’ı

[Pakistan’ın ilk ve tek kadın başbakanı Benazir Butto]

1989-1994 yılları arasında ülke mücahitler arası yaşanan bir iç savaşa teslim olmuştu. Afganistan’ın istikrarsızlığı çevre ülkelere de sıçramaya başlamıştı. Özellikle mücahitler konusunda sınırlarını açan Pakistan bu istikrarsızlıktan fazlasıyla etkilenmiştir. Dönemin Pakistan başbakanı Benazir Butto ‘Taliban’ fikrini ortaya atmıştır. Butto bu hamleyle zaten ülkesinin içinde bulunduğu sıkıntılar haricinde bir de Afganistan’dan gelecek sıkıntıları defetmek istemişti. Bölgede medrese eğitimi gören talebeler toplanmış ve Pakistan tarafından silahlandırılmıştı. Taliban’ın ismi de burdan gelmektedir. Aslına bakılırsa Taliban üyeleri medrese eğitimi gören talebelerden başka bir şey değildi. Pakistan’ın talebeleri silahlandırması ile durum değişmişti. Pakistan bu şekilde Afganistan sınırındaki istikrarsızlığa son vererek ülkesine olumsuz bir etkinin gelmesini engellemeye çalışmıştı.

Pakistan tarafından silahlandırılan ve eğitilen talebeler ‘Taliban’ (Peştuca talebe kelimesinin çoğulu) ismiyle Afganistan’a yollandı. Taliban mücahitlerle çarpışmış ve büyük bir zafer kazanarak Kabil’e kadar ilerlemişti. Ülkenin tamamı Talibanın eline geçmişti. 2001 yılındaki ABD işgaline kadar ülkede geçmişe bakarak belli bir düzeyde asayiş sağlanmıştı.

ABD İşgali ve Tekerrür

11 Eylül saldırısının ardından El-Kaide lideri Husame bin Ladin saldırıyı üstlenmişti. Husame bin Ladin’in Afganistan’da olduğu tespit edilmiş ve Taliban yönetiminden kendisinin teslim edilmesi istenmişti. Taliban yönetimi ise saldırıyı kınamış fakat müslüman birini gayrimüslim bir ülkeye teslim etmeyeceğini ilan etmişti. Bunun üzerine ABD müdahelesi başlamış ve Afganistan işgal edilmişti. Taliban bu operasyonlardan pek bir zarar görmemişti. Bunun sebebi operasyonlar sırasında Pakistan’a sığınmalarıydı. İşgal sonası Taliban yönetimine son verilmiş ABD’ye uygun biri olan Hamid Karzahi başa getirilmişti. Taliban yalnızca yönetimden çekilmişti fakat sahada hala ağırlığını devam ettirmekteydi. Taliban tekrar güç kazanmaya başlamış ABD destekli Hamid Karzahi ise pasifliğini korumuştur. Özellikle 2010 sonrası güçlenerek bazı bölgelerde yönetimi ele alan Taliban mecburen uluslararası alanda bir muhatap olarak görülmüştü. Trump döneminde ise Taliban resmi bir muhatap olarak kabul edilmişti. Taliban ABD için artık bir terör örgütü olmaktan çıkmıştı. Taliban ve ABD arasında çeşitli antlaşmalar imzalanmıştı. Bu anlaşmaların en önemli kısmı ABD’nin ülkeden müttefikleriyle birlikte çıkmasıydı.

[Trump’ın Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Taliban Heyeti]

Bu madde Biden döneminde uygulanmış ve ABD ülkeden çekilmişti. Ülke tamamen Taliban’a kalmış; Afganistan çukuru bir süper gücü daha yutmuştu.

KAYNAKÇA

  • Sönmez, G., Bozbaş G., Konuşul, S., Afgan Talibanı: Dünü, Bugünü ve Yarını, Necmettin Erbakan Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt:2, Sayı:2, 2020, E-ISSN: 2687-5063
  • U.S. Military Withdrawal and Taliban Takeover in Afghanistan:
  • Frequently Asked Questions, Congressional Research Service, 2021,
  • https://crsreports.congress.gov R46879
  • Avar, B., Devlerin Savaş Alanı, 2001
  • Barfield, T., Afganistan: Politik ve Kültürel Bir Tarih, Vakıfbank Kültür Yayınları, 2021

İlginizi çekebilecekler

İnternet sitemizden en verimli şekilde faydalanabilmeniz için "ÇEREZ" kullanıyoruz. Toplanan verilerle ilgili düzenlemelere internet sitemizde yer alan Gizlilik Politikasından ulaşabilirsiniz. Kabul et. Detaylar