Yaşamak İçin Vakit Bulamayan İnsan

Yazar: Fatih ÖZAY

İnsanlık, zamanı kazanmak için makineler icat etti. Fakat bugün, kendi yarattığı düzenin hızına yetişemeyen insan, yaşamak için vakit arıyor. Peki ilerleme insanı özgürleştirdi mi, yoksa yalnızca bağımlılıklarının biçimini mi değiştirdi?

Tarih, çoğu zaman insanlığın doğa karşısında kazandığı zaferlerin toplamı olarak anlatılır. Ateşin kullanılmasından buhar makinesine, Sanayi Devrimi’nden yapay zekâya uzanan bu yürüyüş, insanın kendi sınırlarını aşma mücadelesidir. Ne var ki bütün bu ilerlemenin ortasında cevaplanmayı bekleyen bir soru vardır: İnsan, dünyaya hükmetmeyi öğrenirken kendi hayatı üzerindeki hâkimiyetini neden kaybetmektedir?

Bugünün insanı, kendisinden önceki kuşakların hayal edemeyeceği imkânlara sahiptir. Mesafeler kısalmış, bilgiye erişim kolaylaşmış, üretim kapasitesi tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar genişlemiştir. Buna rağmen modern insan, sürekli bir yerlere yetişme telaşı içindedir. Çalışırken zamanı yoktur, dinlenirken huzuru. Yaşamak, giderek ertelenen bir vaade dönüşmüştür.

Bu çelişki yalnızca bireyin zaman yönetimiyle açıklanamaz. Mesele, modern toplumun zamanı nasıl örgütlediği ve insanı bu düzenin neresine yerleştirdiğidir.

Sanayi Devrimi: Zamanın Disiplin Altına Alınışı

Sanayi Devrimi, yalnızca üretim araçlarını değil, insanın zamanla kurduğu ilişkiyi de değiştirdi. Tarihçi E. P. Thompson’ın 1967 tarihli Time, Work-Discipline, and Industrial Capitalism çalışmasında ele aldığı üzere, sanayileşmeyle birlikte emek giderek saatin disiplinine bağlandı. İşin tamamlanmasından çok, çalışma süresinin ölçülmesi ve denetlenmesi önem kazandı.

Karl Marx’ın yabancılaşma kavramı da bu dönüşümün insani boyutunu anlamak için önemli bir çerçeve sunar. Marx’a göre kapitalist üretim ilişkilerinde işçi, yalnızca emeğinin ürününe değil, üretim faaliyetine ve kendi insani potansiyeline de yabancılaşabilir.

Bugün fabrikaların yanına ofisler, üretim bantlarının yanına dijital ekranlar eklendi. Ancak insanın kendi emeği ve zamanı üzerindeki hâkimiyeti sorunu ortadan kalkmadı. Üretim biçimleri değişirken insanın sürekli daha fazla üretmeye yöneltilmesi devam etti.

İnsan, zamanı ölçmeyi öğrendi; fakat zamanın sahibi olmayı aynı ölçüde başaramadı.

Charlie Chaplin, Modern Times filminde büyük dişlilerin arasında.
Charlie Chaplin, Modern Times (1936). · Kaynak: Wikimedia Commons

Keynes’in Geleceği Neden Gelmedi?

1930 yılında John Maynard Keynes, Economic Possibilities for our Grandchildren adlı denemesinde teknolojik ilerlemenin gelecek kuşakları ekonomik zorunluluklardan büyük ölçüde kurtarabileceğini öngörüyordu. Hatta yaklaşık bir asır sonra haftada on beş saat çalışmanın yeterli olabileceğini düşünüyordu.

Keynes’in öngörüsü bütünüyle gerçekleşmedi. Bununla birlikte çalışma saatleri, birçok sanayileşmiş ülkede son yüz elli yılda önemli ölçüde azaldı. Dolayısıyla bugünün insanının geçmişteki herkesten daha fazla çalıştığını söylemek tarihsel bakımdan doğru değildir.

Asıl çelişki başka bir yerdedir. Teknolojinin sağladığı verimlilik, her zaman aynı ölçüde serbest zamana dönüşmemektedir. Artan üretim kapasitesi, yeni tüketim alışkanlıkları ve büyüyen ekonomik beklentiler tarafından karşılanmaktadır.

Alman sosyolog Hartmut Rosa’nın Social Acceleration çalışması, modern toplumun bu çıkmazını açıklamak için güçlü bir yaklaşım sunar. Teknolojik hızlanma, toplumsal değişimin ve gündelik hayatın temposunu da artırır. İnsan, daha kısa sürede daha fazla şey yapabilir hâle geldikçe kendisinden beklenenlerin sayısı da çoğalır.

Böylece ilerleme, insanın üzerindeki zaman baskısını ortadan kaldırmak yerine onu başka biçimlerde yeniden üretebilir.

Modern İnsanın Yeni Yabancılaşması

Modern hayatın belki de en dikkat çekici özelliği, yalnızca çalışmayı değil, dinlenmeyi de bir performansa dönüştürmesidir. İnsan artık yürüyüşünü ölçmekte, okuduğu kitapları saymakta, seyahatlerini belgelemekte ve boş zamanını dahi verimli geçirmeye çalışmaktadır.

Elbette bunların her biri bireysel tercih olarak anlamlı olabilir. Ancak hayatın bütün alanları başarı, gelişim ve verimlilik ölçütlerine bağlandığında insanın kendisiyle kurduğu ilişki de değişir.

Bir kitabın değeri bitirilme süresinde, bir yolculuğun anlamı ziyaret edilen şehirlerin sayısında, bir dostluğun kıymeti sağladığı faydada aranamaz.

Modern insanın yabancılaşması belki de burada derinleşmektedir: İnsan, hayatını sürekli iyileştirmeye çalışırken o hayatı yaşamayı ertelemektedir.

Çocukluğunu eğitime, gençliğini kariyere, yetişkinliğini ekonomik güvence arayışına ayıran insan, huzuru çoğu zaman henüz gelmemiş bir gelecekte arar. Oysa gelecek için yapılan hazırlıkların bir sonu yoktur. Her kazanım yeni bir hedefin, her hedef yeni bir beklentinin başlangıcına dönüşebilir.

Yaşamak, sürekli hazırlanılan fakat bir türlü başlanamayan bir işe dönüşmektedir.

Edward Hopper’ın Nighthawks tablosunda gece açık bir lokantadaki insanlar.
Edward Hopper, Nighthawks (1942). · Kaynak: Wikimedia Commons

İnsanın Kendisine Dönüşü

İnsanlığın önündeki mesele teknolojik ilerlemeyi durdurmak ya da geçmişin dünyasına dönmek değildir. Geçmiş, çoğu zaman hatırlandığı kadar huzurlu ve adil değildi. Ancak ilerlemeyi yalnızca üretim, hız ve tüketim üzerinden tanımlayan anlayışın sorgulanması gerekmektedir.

Bir medeniyetin gelişmişliği, yalnızca ne kadar üretebildiğiyle değil, insanlarına nasıl bir hayat sunabildiğiyle de değerlendirilmelidir. Daha hızlı ulaşım, daha gelişmiş makineler ve daha güçlü teknolojiler, insanın özgürlüğünü genişletebildikleri ölçüde anlam kazanır.

Bugün insanlık, büyük bir teknolojik dönüşümün içindedir. Yapay zekâ, zihinsel emeğin niteliğini değiştirirken eski bir soru yeniden karşımıza çıkıyor: Bütün bu ilerlemenin sonunda insan ne kazanacak?

Belki de artık mesele daha fazla zamana sahip olmak değil, sahip olduğumuz zamanın ne kadarının gerçekten bize ait olduğunu sorgulamaktır.

Çünkü insanın kayboluşu, bir gün ortadan kaybolmasıyla başlamaz.

İnsan, kendi hayatında kendisine yer kalmadığında kaybolmaya başlar.


Kaynakça

  1. Marx, K. (1844). Economic and Philosophic Manuscripts of 1844.
  2. Thompson, E. P. (1967). Time, Work-Discipline, and Industrial Capitalism. Past & Present, 38, 56–97.
  3. Keynes, J. M. (1930). Economic Possibilities for our Grandchildren.
  4. Rosa, H. (2013). Social Acceleration: A New Theory of Modernity. Columbia University Press.
  5. Our World in Data (2024). Working Hours in Wealthy Countries Have Been Reduced by Half Over the Last 150 Years.

İlginizi çekebilecekler

Bir yorum bırak

* Bu formu kullaranak, internet sitemize sağlamış olduğunuz datanın (örn. mail adresi) tarafımızca saklanmasını kabul etmiş oluyorsunuz.

İnternet sitemizden en verimli şekilde faydalanabilmeniz için "ÇEREZ" kullanıyoruz. Toplanan verilerle ilgili düzenlemelere internet sitemizde yer alan Gizlilik Politikasından ulaşabilirsiniz. Kabul et. Gizlilik politikası