YAŞAMI NEDEN BİLMİYORUZ?

Yazar: Caner KARABAŞOĞLU


Yaşadığınız çevrenin doğasını hiç gözlemlediniz mi? Pencerenin kenarındaki saksılarda büyüyen çiçekler, sokakta başı boş gezen köpek ve kediler, uçmak yerine önünüzde yürüyen kumrular ve otobüste yanınıza oturan insanlar. Peki, birbirinden bu kadar farklı olan bütün bu canlılara neden canlı deriz hiç düşündünüz mü?

Yaşam adını verdiğimiz biyolojik süreç içerisinde bulunan bütün varlıklara canlı gibi genel bir terim kullanmak yaşayan varlıkların özelliklerini açıklamak için yeterli mi? Yaşama genel bir tanım yapabilir miyiz? Bu yazıda bu soruların cevaplarına beraber bakalım.

Yaşam Nedir?

Aslında yüzyıllardır bu soruya sade ve kesin bir cevap aranmış. Aristo’dan Darwin’e ve hatta Schrödinger’e kadar bu soru üzerine kafa yoran birçok bilim insanı olmuş. Örneğin, bir taş ile insanı kıyaslarsak arada birçok fark görebiliriz. Fakat, isterseniz Daniel Koshland’ın yaşamın tanımı üzerine bilim insanlarıyla tartıştığı ve ortaya attığı tanımdan başlayalım. Onlar yaşamı “Çoğalma yeteneği” olarak tanımlamış.

Aslında, taş ile insanı veya herhangi bir canlıyı kıyasladığımız zaman taşın çoğalamayacağını biliriz. Fakat, bu yeterli midir? Örneğin, yalnız bir tavşanı ele alalım. Tavşanlar yalnız yaşayamayacak son canlılardır çünkü yalnız kaldıkları zaman veya eşlerini kaybettikleri zaman depresyona girerek ölürler. Bu durumda, daha önce belirttiğimiz yaşamın tanımına bağlı kalarak tavşanın canlı olmadığını söyleyebilir miyiz? Elbette diyemeyiz çünkü buradaki örnekte kavram karmaşası yaşanmıştır. Hayat ile hayatta olmak arasında fark vardır ve burada tavşanın hayatta olması hayat kavramıyla yer değiştirmiş ve yanlış anlaşılmaya yol açmıştır. Bu örneği vermemin sebebi, yukarda yaptığımız yaşam tanımının aslında tutarlı olduğunu göstermekten ziyade yetersiz olduğunu göstermek. Böylece yaşamın tanımını yapmanın hiç kolay olmadığını sizlere göstermek istemem.

Örneklerle Yaşam Kavramı

Taş yerine alevi ele alalım. Alev, etrafındaki maddeleri oksijen ile tepkimeye sokarak sindirebilir ve arkasında sindirdiği maddenin atığını bırakabilir. Yani alev yaktığı maddenin kimyasını değiştirir. Bu da bize alevin kendisinin bir kimyasal metabolizması olduğunu söyler. Alev uygun bir çevre ortamında çoğalabilir.  Aynı ormanda, bir ağaçta oluşan alev diğer ağaca bulaşabilir, kendisinin kopyasını oluşturur ve yangın ortaya çıkar. Hatta, bir mum üzerindeki alev yer çekimine göre şekil bile değiştirebilir. (Figür 1.) Yani, uyum sağlayabilir.

Figür 1. Soldaki ateş Dünya üzerinde bulunan yer çekimine maruz kalırken sağdaki ateş yer çekiminin sıfır olduğu bir ortamda bulunmaktadır.

Bu saydığımız özellikler aslında bir canlıda bulunması gereken özelliklerdir ama biz yine de aleve canlı demeyiz. İşte tam bu noktada, yaşamın tanımına ince bir çizgi çekmemiz gerekiyor. NASA yaşam için şöyle bir tanım yapıyor:

“Yaşam, Darwinci evrimden geçebilme yeteneğine sahip olan kendi kendini sürdürebilen bir kimyasal sistemdir.”

Bu tanımda dikkat etmemiz gereken 3 önemli kavram var. Darwinci evrim, kendi kendini sürdürmek ve kimyasal sistem. Alev örneğini bu tanıma bağlı kalarak tekrar incelediğimizde alevin kendi kendini sürdürebilecek bir kimyasal sistem olduğunu fakat Darwinci bir evrimden geçebilme yeteneğine sahip olmadığını biliyoruz. Darwinci evrimin ne olduğunu bu yazıda incelemeyeceğim ama ne olduğunu açıklamakta fayda görüyorum.

Darwinci Evrim

Darwinci evrimin temel dayanağı doğal seçilimdir. Yani, canlıların bulundukları çevreye uyum sağlaması ve en çok uyum sağlayanın hayatta kalıp kendi genlerini bir sonraki nesle aktarmasıdır. Bu değişimler, canlının DNA’sında meydana gelir ve kalıtsaldır. (Virüslerin bazılarında RNA bulunmaktadır ve RNA’larında değişiklikler meydana gelir.) Bu sayede diğer nesillere aktarılabilir. Alevin kendisine ait genetik bilgisi (DNA veya RNA) yoktur. Dolayısıyla, buna dayanarak alevin canlı olmadığını söyleyebiliriz.

Yaşam ayrıca kendi kendini sürdürebilecek bir kimyasal sistemdir. Yani, canlının kendi metabolik faaliyetlerini sürdürmesi gerekir. Bunun için de enerjiyi kendi yararına kullanabilecekleri bir sisteme ihtiyaç duyarlar. Örneğin, bitkiler fotosentez yaparak kendi besinlerini kendileri üretir, bazı köpek balıkları sürekli çalışan bir araba gibi hiç durmadan yüzerler. Bu yüzden, sürekli enerjiye ve bu enerjiyi dönüştürecek bir kimyasal sisteme ihtiyaç duyarlar. Son olarak, midenizin bir anlığına emekliye ayrıldığını düşünün. Hayatta kalmanız için besin almanız gerektiğini fakat bu besinleri monomerlerine ayıracak bir organ olan mide artık yok. Sistem çöker ve ölürsünüz. Dolayısıyla, yaşamın kendi kendini sürdürebilecek bir kimyasal sistem olması da gerekir.

Yaşamın genel bir tanımını yaptığımıza göre karakteristik özelliklerini de sıralamak istiyorum. Bir canlı yaşamın düzen, çevresine karşı tepki vermesi, çoğalma yeteneği, büyüme ve gelişme, sisteme sahip olma, homeostazi ve enerjiyi dönüştürme özelliklerine sahip olmalıdır.

DİLİN SINIRLARIYLA YAŞAMIN SINIRSIZLIĞINI TANIMLAMAK

NASA’nın tanımıyla beraber yaşamın tanımını yaptık ve kurtulduk mu? Hayır, bu konu üzerine bilim insanları ve filozoflar arasında tartışmalar ve fikir ayrılıkları devam ediyor. Virüslerin canlı ile canlı olmayan arasında bulunan bir köprünün tam ortasında olması ve gelecekte diğer gezegenlerde bulabileceğimiz olası yaşam formlarının varlığı yaşamın tanımını yapmayı elbette zorlaştıracak. Şöyle bir gerçeği unutmamakta fayda var. Uzayda yaşam arayışında bulabileceğimiz yaşam formlarını iyi anlamak ve yaşamın hangi ortamda bulunabileceğini anlamak için Dünya’daki yaşamı ve yaşamın kökenini çok iyi anlamamız gerekiyor. Bu durumda, elbette iyi bir tanım yapmaya ihtiyacımız olacak. Fakat, yaşamı anlamak sadece yaşamın tanımını iyi bir şekilde yapabilmekten geçmiyor. Bu konuda, Astrobiyoloji üzerine çalışan Carol Cleland bir röportajında söylediği çok güzel bir söz var:

“Dil belirsizdir ve tüm terimler istisnalarla karşı karşıya kalır. Kel olmayan bir adamı kel bir adama dönüştürmek için kaç saç telinin dökülmesi gerekir? 20 mi, 100 mü, 1000 saç teli mi?”

Carol Cleland

Carol Cleland’ın bu muhteşem sözlerine katılıyorum. Bu tarz anlaşılmazlıklarla insanoğlu var oldukça kesinlikle karşı karşıya kalacağız. Yaşamın tanımını yapmaya çalışmak ne kadar eğlenceli olsa da yaşamı anlamak için yaşamın ne olduğunu ve yaşamın kökenini açıklayan bilimsel araştırmalar yapmak ve bir bilimsel teori oluşturmak bizi daha kesin bir cevaba daha doğru bir yoldan götürecek gibi gözüküyor.

İlginizi çekebilecekler

İnternet sitemizden en verimli şekilde faydalanabilmeniz için "ÇEREZ" kullanıyoruz. Toplanan verilerle ilgili düzenlemelere internet sitemizde yer alan Gizlilik Politikasından ulaşabilirsiniz. Kabul et. Detaylar