YENİ NORMAL ANORMAL

Yazar: Fatih ÖZAY
5 dk

11 Mart 2020, Türkiye için yakın geçmişin kırılma noktalarından biri. Dünyayı kasıp kavuran COVID-19 felaketinin Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarına göre görüldüğü ilk gün. Yaklaşık bir senedir devam eden ve yıl dönümüne yaklaştığımız bu hastalıkla mücadelede Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yıpranabileceği kadar yıprandı. Uluslararası camiada kimine göre bu mücadelede sınıfta kalan Türkiye, bazılarına göre ise başarılı bir şekilde süreci yönetiyor. Peki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gelinen bu son noktada ne durumda? İşçi, işveren, esnaf, genç, yaşlı, öğrenci, memur ne durumda? Kısa bir süre “yeni normale” geçen ve önümüzdeki günlerde kademeli normalleşmeyi konuşan Türkiye neler yaşadı, bundan sonra neler yaşayabilir? Gelin hep birlikte bu “anormal normali” tartışalım.


Önümüzdeki günlerde birinci senesini devireceğimiz coronavirüs sürecinde Türkiye, iç siyasetinde ve toplumun kendi gündemi içinde birçok farklı problemle karşı karşıya kaldı. Karşılaşılan problemlerin sonuçları bazen tahmin bile edilemeyecek seviyelere ulaştı. Problemlerin sonuçları toplumun her kesimini farklı alanlarda, farklı şekillerde etkiledi. Okul çağındaki öğrenciler bu mücadelede sosyal açıdan yara alırken ülkenin yaşlı nüfusu sağlık anlamında etkilendi. Evet, sadece yaşlı nüfusun sağlığını etkileyen bir sorun değil bu yaşananlar fakat en büyük riski taşıyanlar yine onlar. İşte tam bu noktada bireylerin aklına iki ‘’neden’’ sorusu geliyor. Birincisi en çok risk altında bulunan grup yaşlı nüfus ve kronik rahatsızlığı olanlar ise diğerleri neden bu kadar kısıtlı? İkinci olarak ise madem bir ‘’yeni normal’’in içindeyiz neden her şey bu kadar anormal?

DEVLETÇİ BAKIŞ

Thomas Hobbes
(wikimedia.org)

Birinci soruya vereceğimiz cevap birçok farklı başlık altında incelenebilir durumda. Bu cevapları devletçi düşüncede ayrı, bireyci düşüncede ayrı ele almak gerekiyor. Mesela devletçi düşüncede baktığımızda devlet düşüncesinin var oluş sürecinden başlayarak bugüne kadar uzanan o uzun macerada temel nokta; çoğunlukla devletin temelini oluşturan millet düşüncesidir.

Devletler, bildiğiniz üzere toprakları üzerinde yaşayan insanlarla var olur. Yani başka bir deyişle o topraklarda yaşayan insanlar, bu durumdaki ismiyle “millet” var olmadığı takdirde devletin var oluşu sorgulanmaya düşer. Pandemi döneminde de bütün devletlerin temel gayesi, kendilerini oluşturan milletleri hayatta tutmak, onları kaybetmemek üzerine şekillenmiştir. Türkiye’nin ve dünyanın diğer ülkelerinin aldığı tedbirlerin hepsi ana fikirde bu amaç edinilerek uygulandı. Devlet açısından ele aldığımız bu perspektif sonucunda gelinen noktada başarılı olunmuş mudur sorusuna bizler milleti oluşturan bireyler olarak kendi içimizde farklı cevaplar verebiliriz.

Türk toplumunda artık kalıplaşmış bir ifade olarak yer tutmuş, devletin “baba” olduğu inancından bakan birey bu süreci farklı yorumlar. Halk nezdinden çıkıp biraz daha tarihsel bakış açısıyla baktığımızda bu görüşe en yakın olan görüş ise Thomas Hobbes’un mutlak devlet anlayışıdır. Tabii ki bu görüş modern devlet anlayışıyla ne kadar örtüşür, onun cevabını da yine siz değerli okuyucularımıza bırakıyorum. Yaşanan bu devletçi davranışlara klasik liberal açıdan baktığımızda ise Tom Paine’in ‘’zorunlu kötülük’’ kavramı ortaya çıkıyor. Yani devletin güvenliği (bu durumda toplumun sağlık güvenliği) ve düzeni sağlaması gerekliliği de yaşanan bu durumları onaylar şekilde karşımıza çıkmış oluyor. Bunların tam zıttı perspektifte, devletçi olmayan bir açıdan bakan birey ise devletin var oluşunun temel prensiplerini sorgulayacak ve yapılan bütün bu müdahaleleri özgürlük kısıtlaması olarak görerek zihninde meşrulaştıracaktır.

BİREYCİ BAKIŞ

dailysabah.com

Devletin ortaya koyduğu bu uygulamalara toplumcu bakış açısı tam olarak az önce bahsettiğim özgürlükler konusunda yatıyor. Birey -belki de haklı olarak- kendisini çok düşük ölçüde etkileme ihtimali olan bu hastalık karşısında, kendisine dayatılan kısıtlamalara karşı bir savunma gerçekleştiriyor ve bunlara karşı çıkıyor.

Özellikle Türkiye’de gerçekleştirilen “süreç yönetimi” içinde birçok çifte standart uygulaması barındırması sebebiyle bu başkaldırıyı daha da mantıklı buluyor. Bildiğiniz gibi Türkiye’de yaşayan ve Türkiye Cumhuriyeti kimliğine sahip olan sıradan bir vatandaşsanız, devlet sizin hafta sonu iki gün ve hafta içi belli bir saatten sonra dışarı çıkmanızı kısıtlamış durumda. Yine aynı devlet, ülkeye giren yabancı vatandaşların ve turistlerin bu kısıtlamalardan muaf olduğunu söylüyor. İşte bu durumu gören Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaşanan absürt durum karşısında devletçi bakış açısını ne kadar takınabilir? Bu sorunun cevabını çok da iyi bilen yetkililer, toplum sağlığı ve milletimizin can güvenliğini düşünüyoruz sözleriyle ne kadar inandırabilirler?

Yabancı vatandaşların yanı sıra yine bireyci bir bakış açısıyla yaklaşacağımız konu girişte de bahsettiğim tehlikesi minimum düzeyde olan “düşük riskli” grup. Düşük riskli grubun toplumun çoğunluğunu oluşturduğu genç nüfuslu bir ülke olan Türkiye’de vatandaş ister istemez kendisine uygulanan kısıtlamayı belli bir süre sonra gereksiz görecek ve buna göre cevaplar verecektir. Tabii ki bu soruya baktığımız zaman toplumsal etik, vicdan, empati gibi kavramlar ile karşılaşacağız fakat yine de bu soru göz ardı edilebilecek bir soru değil diye düşünüyorum.

BU ÜLKEDE YENİ NORMAL NEDEN BU KADAR ANORMAL?

Günümüzde yaşadığımız bu olaylar; belki de farkında olamayacağımız, öngöremeyeceğimiz, tahmin bile edemeyeceğimiz kadar büyük değişimleri peşi sıra getireceğini biliyoruz. Değişen bu dünyada adına ‘’yeni normal’’ denilen bu değişimi Türkiye özelinde ele alalım.

Türkiye geçtiğimiz yaz aylarında kademeli olarak gerçekleştirdiği normalleşme adımlarında hepimiz gördük ki aslında hiçbir şey eskisi gibi normal olmayacak. Diğer bir deyişle yazın gördüklerimiz, göreceklerimizin bir fragmanı niteliğindeydi. Yeni normal fragmanın aklımızda kalan anormal kısımlarının başında, uygulanan çifte standartlı uygulamalar yer aldı. Sokağa çıkma kısıtlamalarının tatil bölgelerini teğet geçmesi, siyaseten atılan adımların bu yasaklardan etkilenmemesi ve ekonomik olarak neredeyse bitmiş vaziyette olan bir toplum. Bunların hepsi aslında önümüzde bizi bekleyen ikinci yeni normalleşme dönemine de ışık tutan hadiselerdi. Hep birlikte şahit olduğumuz bu anormal yeni normalde yaşananlar aslında bir ders niteliğindeydi fakat acı bir ders.

Gerçekleşen yeni normalleşmede yaşanan çifte standart, hukuksuzluk ve gelir adaletsizliğini iliklerimize kadar hissettiğimiz o dönemden bugüne hiçbir şey değişmedi. Hatta katlanarak arttığını söylememiz oldukça mümkün. Yeni normalin içinde barındırdığı bu anormallikler insanları içinden çıkılamaz bir durumla karşı karşıya bıraktı. Özellikle sosyal medya çağında yaşadığımız bu dönemde kişinin karşısına sık sık çıkan bu anormal durumlar bireylerin beden sağlığını korumaları gerektiği dönemde, akıl sağlıklarını gittikçe kaybeder hâle getirdi. Herkesin bu anormal durumun bilincinde olmasına rağmen yeni normali bu kadar kabul eder duruma düşmesi, eli kolu bağlı bir vaziyette durması uzun dönemde felaket geri dönüşlere sebebiyet verecektir. Benim düşüncelerim bu yöndeyken sizlere son bir soru sorarak satırlarımı tamamlıyorum. Sizce yeni normal neden bu ülkede bu kadar anormal?

İlginizi çekebilecekler

Bir yorum bırak

* Bu formu kullaranak, internet sitemize sağlamış olduğunuz datanın (örn. mail adresi) tarafımızca saklanmasını kabul etmiş oluyorsunuz.

İnternet sitemizden en verimli şekilde faydalanabilmeniz için "ÇEREZ" kullanıyoruz. Toplanan verilerle ilgili düzenlemelere internet sitemizde yer alan Gizlilik Politikasından ulaşabilirsiniz. Kabul et. Detaylar